13 Nisan 2014 Pazar

Gülen oturma iznini nasıl almıştı?







Fethullah Gülen'in yeşil pasaportunun iptal edildiği açıklandı. Peki Gülen, ABD'de oturma hakkını nasıl almıştı? Sınırdışı edilebilmesi olası mıydı?

Gülen’in ABD ’de uzun süreli oturma talebi tam da 2007 Cumhurbaşkanlığı Seçimi ile denk gelen dönemde yapıldı. Gülen’in o dönemde yaşanan 367 krizinin büyüyebileceği öngörüsü ve muhtemelen de sonrasında gelecek olan siyasi tutuklamalar nedeniyle ABD’de kalmak istemiş olması çok da şaşırtıcı değildi. Gülen’in Mayıs 2007’de yaptığı I-140 vizesi başvurusu Kasım 2007’de reddedildi. Bunun üzerine ABD’li avukatı aracılığı ile Gülen ABD Vatandaşlık ve Göçmen ofisini mahkemeye verdi. I-140 vizesi ABD’de uzun süreli oturmak isteyen ve “sıradışı yeteneği veya bilgisi olan” kişilere veriliyordu. Gülen’e yakın isimler ABD’de tam anlamıyla seferber oldular. Referans olanlar arasında eski YÖK Başkanı, eski Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam da vardı, şu dönemde Başbakan’ın yakın danışmanı İbrahim Kalın’ın ABD’den yakın dostu olan John Esposito da.

Bundan sonrasında ABD makamları Gülen’i kendi aralarında tartıştılar. Savunma yapmak zorunda kalan ABD Göçmen Bürosu, Gülen’in akademisyen olmadığını, Türkiye ’deki okullarla doğrudan bağlantısı olmadığını belirtti. Gülen’in avukatları ise onun yazdığı kitapları ve çalışmalarını ortaya koydu. Avustralya Radyosu’nda Gülen ile ilgili kullanılan “etkili bir neo-Sufi hareketin vaizi” tanımını kullandı. Romanya tarafından verilen UNESCO ödülünü dosyaya ekledi. Onlarca makale ve yazı dosyaya girdi.

2008’in Temmuz ayı boyunca Hakim Steward Dalzell, Gülen’in avukatı H. Ronald Klasko ve ABD Savcısı Mary Catherine Frye arasında karşılıklı belge ve bilgi değişimi yaşandı. 16 Temmuz 2008 tarihinde hakim kararını açıklarken “Sıradışı yetenekte siyaset ve din bilimcisi” tanımını geniş anlamda yorumladı ve Gülen’in oturma iznini onayladı. Kararda Hakim Dalzell şöyle yazıyordu:

“Gülen çalışmalarının pekçok akademisyene teoloji, siyaset bilimi ve İslami araştırmalar konusunda yol gösterdiğini belirtiyor. Hukuken belirtmemiz gerekir ki pekçok Amerikan üniversitesi bu belirtilen dallarda diploma vermektedir. Vize makamlarının Gülen’i sadece eğitimci olarak nitelemesi eksik ve yasaya aykırıdır. Siyaset ve din bilimcisi sıfatıyla oturma iznine hakkı vardır.”

Dosyaya bakan ABD Savcısı Frye, Gülen’in özellikle Türkiye’de baskı altında olup olmadığını araştırmıştı. Hatta Yargıtay’daki dosyasının akıbetini de Türk basını aracılığıyla takibetmişti. Amerikan makamları kendi aralarında Gülen’in ABD’de oturma statüsünü belirlerken Ankara ’nın çok da kayıtsız kaldığını düşünmek doğru olmaz. Ankara, Gülen’in o dönemki durumunu çok yakından izliyor ve destek de veriyordu. Çünkü önemli bir diplomasi girişimi yapılacaktı.

“BM Güvenlik Konseyi için Kulis yapın” Tam da Gülen’in kararının çıktığı günlerde Dışişleri Bakanı Ali Babacan 23 Temmuz 2008’a New York’a, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğinin kulisini yapmak için bir ziyaret yaptı. Babacan, Türk dernekleri ile bir araya geldi ama Gülen’e yakın Türk Kültür Merkezi’nin o dönemki başkanı Recep Özkan’la ayrıca bir görüşme yaptı. Bu görüşmenin Türk Kültür Merkezi’nin o yıl organize ettiği Türk Festivali’ne kaynak yaratmak ve sponsor desteği için yapıldığını o dönem Gülen Hareketi’ne yakın isimler gazetecilerle paylaşmıştı. Diplomatik kaynaklara göre Bakan da Cumhurbaşkanı Gül de Gülen’e yakın derneklerin BM Güvenlik Konseyi üyeliği için aktif kulis yapmasını istemişti. Babacan’ın aynı hafta sonu New York’ta kalışını uzatması da “Acaba Hocaefendiyi ziyarete mi gitti?” sorularına yol açmış, ama Gülen’e yakın isimler ser verip sır vermemişti.

“Her 24 Nisan öncesi Kongre’ye atak” Gülen Hareketi’nin ABD seçimlerinde para harcadığı, Kongre üyelerine hatta Başkan Adaylarına destek kampanyaları yaptığı da bir gerçek. Ama bunu özellikle Ankara istemişti. Başbakan Erdoğan yaptığı ziyaretlerde Dışişleri kadrolarının özellikle Yahudi ve Ermeni Lobilerine karşı sınırlı etki yarattığını düşünmüş, resmi yollardan yapılamayan bazı şeylerin “gayriresmi ama yasal ve daha Amerikanvari yollardan” yapılması için Gülen Hareketi temsilcilerine açık çek vermişti. Gülen Hareketi’nin neredeyse Yahudi Lobisi kadar etkili ve güçlü olması, Kongre üyeleri ve Senatörlerin her yıl Türkiye’ye getirmeleri, Köşk’te Cumhurbaşkanı Gül tarafından ağırlanmaları da bütün bu genel uzlaşı çerçevesinde yürütülmüştü (Radikal)